Günümüzde bir kafede oturup etrafınıza şöyle bir baktığınızda, herkesin elinde bir telefon, gözleri ekrana kilitlenmiş halde olduğunu görürsünüz. İnsanlar bir araya geliyor, ama aslında yan yana bile olsalar, zihinleri bambaşka diyarlarda. Peki, ne oldu da birbirimizi dinlemeyi unuttuk? Neden artık gerçek bir sohbet, derin bir diyalog kurmak bu kadar zorlaştı?

Teknolojinin hayatımıza kattığı hız, sabrımızı da tüketti. Sosyal medyada saniyeler içinde yüzlerce içerik tüketiyor, bir video izlerken bile "ileri sar" tuşuna basıyoruz. Oysa gerçek bir sohbet, karşımızdakinin sözünü kesmeden, yargılamadan, sadece duymak değil, dinlemek gerektirir. Ancak artık herkes kendi söyleyeceği sırasını bekliyor, ötekini anlamaktan çok, kendi fikrini dayatma derdinde.

Modern hayat bireyselliği öne çıkarırken, "ben" odaklı bir yaşam tarzını da beraberinde getirdi. İnsanlar artık kendi duygularını, düşüncelerini paylaşmak için sabırsızlanıyor, ancak karşıdakinin söylediklerini duymak için aynı çabayı göstermiyor. Dinlemek, bir nevi fedakârlık gerektirir; oysa kimse zamanını ve dikkatini başkasına vermek istemiyor.

Dinlemediğimiz için anlaşılmıyoruz, anlaşılmadığımız için daha çok kırılıyor, daha çok öfkeleniyoruz. Sosyal medyada binlerce takipçimiz olabilir, ama derdimizi anlatacak bir çift kulak bulamıyoruz. Bu durum, giderek yalnızlaşan, iletişim kuramayan bir toplum yaratıyor.

Oysa sohbetlerde telefonları bir kenara bırakıp karşınızdaki konuşurken "Ben ne diyeceğim?" diye düşünmek yerine, onun söylediklerine odaklanmak ve karşımızdakinin sözünü kesmeden
cümlesini bitirmesini beklemek bir erdemdir.

Dinlemek, sevginin ve saygının en saf halidir. Birini gerçekten dinlediğinizde, ona "Sen önemlisin" demiş olursunuz. Belki de dünyanın en büyük sorunu, artık kimsenin kimseyi dinlememesi değil, dinlenmediğini hissetmesidir. Haydi, bugün birini içtenlikle dinleyerek başlayalım değişime…