Halepçe Katliamı veya Halepçe'ye zehirli gaz saldırısı, İran-Irak Savaşı esnasında Saddam Hüseyin'in, 1986-1988'de Irak'ın kuzeyinde Kürtlere karşı düzenlettiği El-Enfal Harekâtı adlı operasyonun bir parçasıdır.
Kanlı Cuma olarak da bilinen bu ağır gaz saldırısı (Kürtçe: Kîmyabarana Helebce) Kürt halkına yapılmış bir katliam olarak kabul edilir. Saddam Hüseyin İran ordusunun ilerleyişini durdurmak için Irak Ordusunun Kuzey Cephesi Komutanı olan Korgeneral Alî Hasan al-Majid al-Tikritî'ye (batı medyası tarafından 'Kimyasal Ali' lakabı ile bilinir) zehirli gaz bombaları kullanmayı emretti. 16 Mart 1988'de zehirli gaz bombalarını taşıyan sekiz MiG-23 uçağı tarafından Halepçe kasabasına bombardıman düzenlendi. Halepçe sakinleri, İran askerleri ve Peşmergelerle birlikte 5.000'den fazla insanın öldüğü, 7.000'den fazla insanın da yaralandığı tahmin ediliyordu. Ancak Irak Savaşından sonra bölgeye giren yabancılar tarafından bu rakamın daha da büyük olduğu tespit edildi. Saldırıda 3.200 ile 5.000 arasında kişi öldü ve 7.000 ile 10.000 arası sivil yaralandı. Saldırıdan sonra komplikasyonlar, çeşitli sarılıklar çıktı ve yapılan doğumlar sağlıklı neticelenemedi. Bu saldırı o bölgelerde Kürt halkına, sivil nüfusa karşı yapılmış en büyük kimyasal saldırı olarak bilinir. Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli (The Sydney Morning Herald' gazetesinde yayımlanan 'Experiment in Evil) başlıklı makalesinde, Halepçe'deki engelli doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki'nin 4-5 katı olduğunu iddia etti.
Bazen, Allah'u Teala zalimlerin eliyle de diğer bir zalimi helak ederek, daha bu dünyada iken onları rezil rüsva eder, ama azabın büyüğünü yine ahirete bırakır ... Allah'u teala Bakara suresi 85. ayette de şöyle buyurmaktadır: 'Sonra siz, birbirinizi öldüren, aranızdan bir takımı memleketlerinden süren, onlara karşı günah ve düşmanlıkta birleşen, onları çıkarmak haramken size esir olarak geldiklerinde fidyelerini vermeye kalkan kimselersiniz. Kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Aranızda böyle yapanın cezası ancak dünya hayatında rezil olmaktır. Ahiret gününde de azabın en şiddetlisine onlar uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir. (Bakara 85) .
Gel gelelim ki, Saddam Hüseyin'in yaptığı bu zulümle Filistin halkının ne ilgisi var? ... 25 Ekim 2017 Filistin'in Batı Şeria bölgesinde yer alan Kalkilya ilindeki bir meydanda, üzerinde Saddam Hüseyin rölyefi bulunan bir anıt çeşmenin açılışı yapıldı. Anıtın dikildiği caddenin adı ise 'Saddam Hüseyin Caddesi' olarak değiştirildi. Anıtın bir yüzünde, Hüseyin'in halkı selamladığı bir kabartma yer alırken, diğer yüzünde elinde bir silah tuttuğu görülüyor. Anıtın açılış töreninde konuşan, Kalkilya valisi Refi Ravacba, Saddam Hüseyin'in Arap ulusal davasına katkılarından bahsederek, "Saddam, tıpkı şehit Yaser Arafat gibi kahramanlık, şeref, özgünlük ve meydan okumanın sembolüydü. Her ikisi de Araplar için aldıkları kararlarda birer pusulaydı. Onlar yola çıktığında, Arap milliyetçiliği de onlarla birlikte yola çıktı. Mahmud Abbas'ın bu iki büyük liderin izinden gittiğine eminiz..." dedi.
Net olarak anlaşılıyor ki olayın mazlum Filistin halkıyla hiçbir ilgisi yoktur. Hele ki Gazze halkıyla uzaktan yakından ilgisi olamaz. Saddam'ı öven Yaser Arafat'ın İsrail'in bir kuklası olduğunu dünya alem biliyor zaten... yaşanan olay tamamen onun başında olduğu bölge olan Batı Şeria' da gerçekleşmiştir. Zaten, Valinin konuşmasından da net anlaşılıyor ki Arap milliyetçisi olan Saddam başka bir Arap milliyetçisi olan İsrail kuklası Yaser Arafat'a benzetiliyor hatta onun ölümünden sonra yerine geçen kukla Mahmut Abbas'ın onların yolunda gittiği belirtilirken, tüm bunların mazlum Gazze halkıyla ve Allah yolunda halisane mücadele eden Hamas ile ne gibi bir alakası olabilir?
Birileri bilinçli olarak haklı Filistin davasını itibarsızlaştırmak için bu iftiraları ortaya atarken, maalesef bizler de gerçekleri araştırmadan her duyduğumuz gerçekmiş gibi inanıyoruz. Unutmayalım ki fitnelerin çok çok olduğu bu ahir zamanda kaynağını bilmeden her söylenene inanmamalıyız. Allah'u Teala'nın Kuran-ı Kerim'de dediği gibi bir fasık bize bir haber getirdiğinde bakalım doğru mu yoksa yalan mı? 'Ey iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu araştırın. (Hucurat 6).