Modern Çağın İronisi

Küresel savaşların, sosyal çatışmaların, gündelik ilişkilerdeki rahatsızlıkların kökeninde yatan basit bir yanılgı var: Rol karmaşası. İnsan sevmek, eşya kullanmak için yaratılmışken; bizler tam tersini yapıyor, insanları kullanıyor, eşyaları seviyoruz. Bu tersyüz edilmiş ilişki biçimi, modern dünyanın en derin çelişkilerinden birine işaret ediyor.

Çoğu zaman, maddi varlıklarımızla kurduğumuz ilişki sağlıksız bir sevgi boyutuna ulaşıyor. Arabamıza isim veriyor, evimizle duygusal bağ kuruyor, markalara sadakat geliştiriyoruz. Tüketim kültürü, eşyaları kişisel kimliğimizin bir parçası haline getirerek bu yanılsamayı besliyoruz.

Bugün dünyada yaşanan savaşların, krizlerin, çatışmaların temelinde çoğu zaman bu terslik yatıyor. Eşyalar sevilmeye başlanıyor: para, makam, güç, silah… Ve insanlar kullanılmaya başlanıyor: işçi, asker, vatandaş, hatta dost.

Bu bireysel yanılgı toplumsal boyuta taşındığında, sonuçlar daha vahim oluyor. Siyaset arenasına baktığımızda, liderlerin halklarına araç gözüyle baktığını, onları ideolojik veya ekonomik çıkarlar için "kullanılacak kaynaklar" olarak gördüğünü görüyoruz. Ekonomik sistemler, insan emeğini sadece bir üretim faktörü olarak değerlendiriyor.

Sevgi yerini çıkar ilişkisine, kullanım ise sömürüye dönüştüğünde toplumun vicdanı çürüyor. Bir sandalye, bir telefon, bir araba… bunlar sevilmez, sadece kullanılır. Ama bir insan, bir çocuk, bir dost… onlar kullanılmaz, sadece sevilir.

Ne yazık ki çağımızda bu basit hakikat unutuluyor. İnsanlar araç haline getiriliyor, eşyalar ise amaç. Sonuç: savaşlar, yıkımlar, yalnızlıklar…

Oysa çözüm çok basit:
Eşyaları kullan, insanları sev.
Çünkü insanın yaratılış amacı sevgidir; eşyanın varlık nedeni ise kullanım.
Bu dengeyi yeniden kurmadıkça, kaosun gölgesi hep üzerimizde kalacak.