Kutsal İlahinin Yanlış Adresi
“Tale’al Bedru Aleyna…” Bu sözler, yüzyıllar öncesinden gelen, İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından birinin ruhunu taşıyan bir ilahi. Miladi 622 yılında, bir hicretin, bir varışın, Medine'nin bağrından yükselmiş bir sevgi ve sevinç nidasıdır. Ensar'ın, yani Medineli Müslümanların, gönüllerindeki misafiri, Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (s.a.v.) karşılarken söylediği bu ilahi, sadece bir melodi değil; bir inancın, bir umudun, bir kurtuluşun somutlaşmış halidir.
O gün, kadınların ve çocukların coşku dolu seslerinden yükselen bu sözler, sadece tarihi bir olayın şahidi değildi. "Dolunay üzerimize doğdu" diye başlayan bu ilahi, asırlardır Müslümanların kalbinde, o ilk andaki saflığı ve samimiyetiyle yaşamaya devam etti. Öyle ki, bugün bir Müslüman bu ilahiyi dinlerken gözlerini kapadığında, kendini Medine'nin o tozlu yollarında, heyecanla bekleyen kalabalığın arasında, o tarifsiz sevinci yüreğinde hissedebilir. Bu ilahi, artık sadece bir şarkı değil, bir aidiyetin, bir manevi dirilişin ve ortak bir hafızanın sembolüdür.
İşte bu kadar derin bir tarihsel ve duygusal bağlamı olan, bir inanç sisteminin kalbinde özel ve kutsal bir yere sahip bu ifadeyi, bambaşka bir dini liderin ziyareti sırasında kullanmak, en hafif tabiriyle, bir bağlam kaymasıdır. Bu durum, sadece bir yanlış anlaşılma değil, aynı zamanda ince bir duyarsızlıktır. Her dinin ve inancın kendi içinde kutsal addedilen, dokunulmaz ve özel sembolleri vardır. "Tale'al Bedru Aleyna" da İslam için tam olarak budur. Bu ilahi, bir "hoş geldin" şarkısı olmanın çok ötesinde, İslam peygamberine ve onun getirdiği mesaja adanmış bir antik bir sevinç çığlığıdır.
Bu yanlış adres, belki iyi niyetli bir jest olarak düşünülmüş olabilir. Ancak kültürler ve dinler arası diyalog, birinin kutsalını alıp başka bir bağlamda, onun anlam derinliğinden soyutlayarak kullanmak değildir. Tam aksine, bu diyalog, karşıdakinin kutsallarına saygı duymayı, onların sınırlarını anlamayı ve bu sınırları ihlal etmemeyi gerektirir. Bu ilahinin, Papa'nın gelişi için söylenmesi, tıpkı Hristiyanlığa dair en kutsal bir ilahinin siyasi veya seküler bir etkinlikte kullanılması gibi yanlış ve rahatsız edici olurdu.
Sonuç olarak, "Tale'al Bedru Aleyna" Müslümanların kolektif hafızasında silinmez bir yere sahiptir. Onu bu bağlamdan koparmak, anlamını sulandırmak ve onu sadece egzotik bir melodiye indirgemektir. Gerçek hoşgörü ve saygı, birbirimizin kutsallarını anlamak ve onları korumaktan geçer. Bu kutsal ilahi, Medine'den yükselmiş ve Müslümanların yüreğinde yer etmiştir. Onun gerçek adresi, yine o yürekler ve o inançtır. Oraya saygı duymak, hepimizin ortak insanlık adına üzerine düşen bir vazifedir.