İyilik… Bugün ne çok konuşuluyor, ne çok pazarlanıyor.
Bir yardım kampanyası, bir sosyal medya paylaşımı, bir bağış makbuzu…
Ama iyilik gerçekten ne zaman iyilik olur?
İyilik, neden ve sonuç zincirinin dışında olmalıdır. Çünkü bir nedeni varsa, o artık bir stratejidir. Bir sonucu varsa, o artık bir yatırımdır.
Ve ikisi varsa, o artık bir alışveriştir.
Gerçek iyilik, “neden yaptın?” sorusuna cevapsız kalandır.
“Karşılığında ne aldın?” sorusuna omuz silkeleyendir.
Çünkü iyilik, hesapla değil hissiyatla yapılır.
Ve hissiyat, çoğu zaman mantığın ötesindedir.
Bir çocuğa gülümsemek, bir yaşlıya yol vermek, bir sokak hayvanına su bırakmak…
Bunların nedeni sorulmaz.
Sorulursa, anlamı bozulur.
Çünkü iyilik, kendiliğinden olmalıdır.
Tıpkı güneşin doğması ve yağmurun yağması gibi. Zira güneş, bizlere enerji ve ısınma, yağmur da tabiatı sulamak için bizlerden herhangi bir ücret istememesi gibi.
İyiliğin ödülü varsa, o artık bir yarışmadır.
İyiliğin nedeni varsa, o artık bir planlamadır.
Ama iyilik, ne yarış ister ne plan.
Sadece yürek ister.
Sessizce, gösterişsizce, beklentisizce…
İyilik, görünmeden yapılınca büyür.
Ve büyüdüğünde, dünyayı değiştirir.
Çünkü gerçek iyilik, cevapsızdır.