Edep, sadece görgü kurallarına uymak, lafını bilmek veya kılık kıyafete dikkat etmek değildir. Edep, insanın özünde taşıdığı ahlakın, adaletin ve merhametin dışa yansımasıdır. Ne yazık ki günümüzde "edep" kavramı, yüzeysel bir nezaketle sınırlandırılıyor. Oysa edep, özellikle idarecilik makamında oturanlar için çok daha derin bir sorumluluk ifade eder.
Bir idareci, emri altında çalışanlara haksızlık yapıyorsa, keyfi kararlar alıyorsa veya görevini menfaatleri için kötüye kullanıyorsa, burada edep yok demektir. Çünkü edep, sadece "görünür" davranışlarla değil, "öz"deki niyetle de ilgilidir. İnsanların emeklerini hiçe saymak, onları küçümsemek, haksız uygulamalarla bıkkınlık yaratmak, en büyük edepsizliklerden biridir.
Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) bir hadisinde buyurduğu gibi: *"Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz."* İdarecilik, sadece yetki sahibi olmak değil, sorumluluğun bilincinde olmaktır. Eğer bir yönetici, bu sorumluluğu kötüye kullanıyorsa, edep ve ahlaktan uzaklaşmış demektir.
Edep, kurallara uymakla da yakından alakalıdır. Usulsüz işler yapmak, kayırmacılık, torpil, hak yemek gibi davranışlar, toplumun huzurunu bozan en büyük edepsizliklerdir. Bir makam sahibi, kendini herkesten üstün görerek hareket ediyorsa, burada ne edep ne de ahlak vardır.
Yunus Emre’nin dediği gibi: *"İlim, kendin bilmektir."* Gerçek edep, insanın kendini bilmesi, haddini aşmaması ve herkese hak ettiği değeri vermesidir.
Toplumda huzurun sağlanması, insanların birbirine güvenmesi ve adaletin tesis edilmesi için idarecilerin edep sahibi olması şarttır. Edepli idareci, adil olandır; hak yemeyendir; emri altındakileri ezmeyen, aksine onları koruyup gözetendir.
Unutmayalım ki, edep sadece "dış görünüş" değil, "iç dürüstlük" meselesidir. Ve bir toplum, ancak idarecileri edepli olduğunda gerçek manada yücelir.