Bilmenin Ötesinde Bir Sığınak

Hayat, çoğu zaman puslu bir camın ardından baktığımız bir manzara gibidir. Önümüzü tam olarak seçemeyiz, adımlarımızın bizi nereye götüreceğini kestiremeyiz. Tıpkı Hz. Musa'nın (a.s) Kızıldeniz'in kıyısında, önünde devasa bir su kütlesi, arkasında acımasız bir düşman ordusuyla durduğunu bilmesi gibi... Ama asayı vurduğunda denizin ikiye ayrılacağını bilmiyordu. Tıpkı zifiri karanlık bir kuyunun dibinde çaresizce gökyüzüne bakan Hz. Yusuf'un (a.s) günün birinde Mısır'a sultan olacağını bilmemesi gibi.

Onların bilmediği çok şey vardı. Yarının getireceği belirsizlik, yolların ne zaman düzeleceği, duaların ne zaman kabul göreceği... Ama emindiler. Bu emin oluşları, geleceği görmelerinden değil, sığındıkları makamın kudretine olan sarsılmaz inançlarından geliyordu. İkisi de biliyordu ki, Rabbine sığınan hiç kimse yarı yolda kalmaz.

Günümüz dünyasında bizler ise çoğu zaman bu bilginin uzağına düşüyoruz. Hayatı kontrol etme arzusuyla yanıp tutuşuyor, her şeyi önceden bilmenin, planlamanın peşinde koşuyoruz. Belirsizlikleri kaldıramıyor, "acaba"ların içinde boğuluyoruz. Oysa imtihanın doğasında belirsizlik vardır. İmanın özünde ise, bu belirsizlik karşısında mutlak bir güvene, mutlak bir teslimiyete ermek yatar.

Hz. Musa, asayı denize vurduğu an, mucizenin gerçekleşeceğine dair görünür bir delile sahip değildi. Sadece Rabbi'ne olan bağlılığı ve O'nun vaadine olan güveni vardı. Hz. Yusuf, kuyunun karanlığında, zindanın soğuk taşlarında, adaletin tecelli edeceğine dair tek bir dünyevi emare göremiyordu. Ama O'nun adaletine ve rahmetine olan inancı, tüm zifiri karanlığı aydınlatmaya yetiyordu.

İşte hayatımızdaki en büyük sınav da tam olarak burada başlıyor. Kızıldeniz'in kıyısında sıkışıp kaldığımızda, kuyunun dibinde yapayalnız hissettiğimizde, yolumuzun nereye çıkacağını bilemediğimiz anlarda... O an, bilmediklerimize takılıp kalmak yerine, bildiğimiz o tek ve değişmez gerçeğe sımsıkı tutunabilecek miyiz? "Rabbine sığınanın yarı yolda kalmayacağı" gerçeğine...

Belki de hayat, tüm bilinmezlikleriyle birlikte bize bu derin bilgiyi öğretmek için var. Planlarımızın suya düştüğü, hesaplarımızın tutmadığı her anda, bize asıl dayanağımızı hatırlatıyor. Bize, asıl kudret sahibinin kim olduğunu fısıldıyor.

Unutmayalım ki, denizlerin yarılması da, kuyulardan çıkıp saraylara yükselmek de O'nun elindedir. Bizim işimiz, O'na sığınmaktan asla vazgeçmemek ve asla yarı yolda kalmayacağımızı bilmektir. Çünkü en büyük marifet, yarınları bilmek değil, yarınları elinde tutana güvenebilmektir.